« Önceki |

20/7/2009

mchael jackson (they dont care about)

16/7/2009

seninle olmanın en güzel yanı ne biliyormusun?


Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?

 Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde hissetmek.

 Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?

 ''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek.

 Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?

 Aynı şeyleri seninle aynı anda düşünmek birlikte ağlamak gülmek. Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

 Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?

 Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak. Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak.

 Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?

 Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana... Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte. Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek... Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek.

 Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?

 Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya anlatmak... Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak.

 Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?

 Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek. Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak. Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde. Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime.

 Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?

 Nereden bileceksin?

 Sen benimle hiç olmadın ki. Olsaydın avuçlarım terlemezdi... Isırmazdım dilimin ucunu... Özlemezdim seni yanımdayken.Kıskanmazdım.

 Korkmazdım yollarda yürümekten. Islanmazdım yağmurlarda... Yıldızlara aya dert yanmaz, böyle her şarkıda serhoş olmazdım.

 Korkmazdım seni kaybetmekten ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize... Ve her kulaçta haykırırdım seni..

 Ama sen hiç benimle olmadın ki...
YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

15/7/2009

belki bir gün özlersin...

10/7/2009

hoşgeldin kadınım (volkan konak)

8/5/2009

canım yanıyor..




kirpik

Keseceğim kirpiklerime astığın salıncağın iplerini.
Gidip geldiğin yeter göz bebeklerimde
Canım yanıyor, anlıyormusun?..
Canım yanıyor!
Olmayacak bu böle; bir son vereceğim saltanatına.
Sen sefasını sürerken sevilmişliğin, bana sensizliği
yaşatma düşüyor...


Canım yanıyor, anlıyor musun?..
Canım yanıyor!
Sallanıp dururken kirpiklerimde, salıncağın
günden güne hızlanır...
Düşersin diye bir
gün uzaklara;
Korkuyorum.
Canım yanıyor, anlıyor musun?..
Canım yanıyor!
Son hükümdarlığın bu;
Saltanatın sürmeyecek!
Keseceğim kirpiklerime astığın salıncağın iplerini.
...Korkuyorum!
Biliyorum işte...
Biliyorum, yine düşeceksin uzaklara...
Canım yanıyor, anlıyor musun?..
Canım yanıyor,Canım yanıyor...
Canım yanıyor..

8/5/2009

anladım..(can yücel)

Anladım

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat okuyarak dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek en çok sevdiği acıtabilirmiş
Çok acıttığında anladım..
Fakathakkedermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil gerçeği gizlememekmiş marifet
Yüreğini avucuma koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var gel ! ” diyebilmekmiş güçlü olmak
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur kaybedenlerin acizlerin maskesiymiş Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen beklemez sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi
Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş Emek ise vazgeçmeyecek kadar ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…



8/5/2009

özledim..(murat boz)





7/5/2009

mutluluk...



Mutluluk sihirli bir kelime… Ağza alındığı zaman bile küçük bir gülüşte ya da yeni doğan her günde insanı mutlu edebiliyor. Mutluluk genelde bakış açısıyla kişiden kişiye değişebiliyor ( Yolak, 2006 ).
Mutluluk… Bu kelimenin tam ne manaya geldiğini hiç düşündünüz mü? Bir rüya mı? Bir hayal mi? Bir duygu mu? Yoksa bir gerçek mi?
Tüm insanlığın yaşamı boyunca büyük bir çaba, büyük bir koşuşturma, hatta büyük bir ısrarla peşinden sürüklenip durduğu, tam buldum dediği anda tıpkı bir sabun köpüğü gibi yok olduğunu, bir hayalden öteye geçmediğini gördüğü “ mutluluk ”.
Hemen ardından da sanki bir şey olmamışçasına yeniden bir arayış içine girdiği “ mutluluk ”.
Hatta ve hatta tüm bir ömür boyunca kendini bu bitmek tükenmek bilmeyen arayışa mahkûm ettiği “ mutluluk ”.
Telefon, faks, uydu komünikasyonları, cep telefonları ve 20. yüzyılda iletişim alanında bazı buluşlar… Buna rağmen insanlar iletişimsizlikten yakınıyorlar. Koskocaman bir dünyada yalnız ve sevgisizler.
Eşyalar insanları mutlu etmezler. Çağımızda inanılmaz buluşlara tanık oluyoruz. Üreticiler insanın istediği her an her şeyi imal ediyorlar. Alt gelir grupları bile birçok şeye sahip olmaya başladı.
Buna rağmen mutsuzluk devam ediyor ve her gelir düzeyinde mutsuz insana rastlanabiliyor.
Yaşamın her diliminde mutsuz insan sayısı hemen hemen birbirinin aynısıdır. Eğer New York’ta, Paris’te ya da başka pek çok yerde mutsuz bir yaşam sürüyorsanız; Miami sahillerinde, Puerto Rico’da ya da Akdeniz’de lüks otellerde kalsanız da mutsuzluğunuz azalmayacaktır.
İnsanlar size mutluluğu vermezler. Mutluluk, sizin kendi içinizde yarattığınız bir şeydir. Mutluluğu ancak siz kendinize verebilirsiniz.
Kendimizi nasıl gördüğümüz, düşüncelerimizde nasıl sınıfladığımız konusu yaşamımızı yönlendirir ( Maltz ve Barker, 1995 ).
Mutluluk hayatımızda hem amaçtır, hem araçtır. Amaçtır; çünkü sağladığı olumlu bakış, tüm duygu, düşünce ve davranışlarımıza yansır. Coşku verir, enerjimizi, motivasyonumuzu arttırır; özde başlar paylaştıkça çoğalır. Araçtır çünkü yaşama sıkı tutunmak için yaşamla iletişimimizi sağlar

MUTLULUĞUN TANIMLARI

Mutluluk; memnun olma halinden yoğun neşeye kadar değişen duygularla ifade edilen bir iyi olma halidir.
Mutluluğun “ kendimizi neşeli ve iyi hissetme hali ”, “ coşkulu hayattan zevk alan, devamlı gülebilen, pozitif olma hali ” gibi tanımları vardır. ( Yolak, 2006 )
Psikologlar, mutluluğu üzüntün ve depresyonun olmaması hali değil, kendi başına bir ruhsal durum olarak tanımlamaktadırlar. Buna göre mutluluk üç temel niteliğe sahiptir:
1. Zevk ve haz ( burada ve bunda kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan duygusal durum; duyu organları aracılığıyla alınan keyfin tadını çıkarmak. ).
2. Zevksiz durumların yokluğu ( ağrıdan ve endişeden kurtulmak; aile, iş, duygusallık ve hobilerle ilişki içerisinde olmak. ).
3. Tatmin ( değerlendirip düşünerek yaşamımızın iyi olduğuna karar vermek; kendinizden daha büyük bir şeyin hizmetinde olmakta bir anlam bulmak. ) ( Hoggard, 2006 ).
Fromm ( 1995 ) mutluluğu; tanrıların bir armağanı değil; insanın içindeki yaratıcılığın sağlamış olduğu bir başarı olarak tanımlamaktadır. Fromm’a göre mutluluk, yaşama sanatında ulaşılmış olan kusursuzluğun ya da yetkinliğin kriteridir; hümanist ahlaktaki anlamı bakımından da erdemin kriteridir. Mutluluk insanın en büyük başarısıdır; insanın kendine ve dış dünyaya karşı takındığı yaratıcı tavra yani yaratıcı yönelişe tüm kişiliğinin verdiği cevaptır.
Kalafat ( 1996 ) mutluluğun bir devamlılık ve aynılık olayı değil, bir takım değişiklikler ve onların getirdiği başarılarda saklı olduğunu ifade etmektedir.
Benazus ( 2004 )’a göre mutluluk, bir kimseye oturduğu yerde sunulan bir armağan değildir. Aniden gelip geçen hazların, yapay oluşumların kısa süreli, geçici mutlulukların dışında her zaman bir çabanın, bir gayretin, bir uğraşın, bir savaşımın kolay kolay ulaşılmayan bir bedeli olarak karşımıza çıkar. Mutluluk, genellikle bir yığın sıkıntının, ıstırabın ardından gelen başarının ödülüdür. Mutluluk, oluşan sorunlara, yaratıcı ve çözümleyici bir şekilde yaklaşabilmekten geçer. Mutluluk, bir yerde vicdan rahatlığı, bir yerde çevrenize olan yansımanızın pürüzsüzlüğüdür. Mutluluk, bireyi kendi farkındalığını bulup, kabullenmesinden sonraki yaşam tarzında yatar. Mutluluk, kimine göre iyi bir evlilik, kimine göre güzel donatılmış bir masa, kimine göre şık bir giyim, kimine göre güçlülük, kimine göre zenginlik, kimine göre nasırı vurmayan bir ayakkabı…
Erdem ( 2005 )’e göre ise mutluluk gayelerin uygunluğu ve birliğinden başka bir şey değildir. Buna göre mutluluk, nispi bir şeydir. Bu, kişilere, kişilerin seciyelerine, çeşitli güç ve kuvvetlerine, arzularına göre hayat boyu sürekli değişir durur.
Hoggard ( 2006 ) ise mutluluğu, refahımız için temel öneme sahip olan bir duygusal durum olarak kabul etmektedir. Mutluluk ile ilişkili duyguların arasında neşe, sevinç, coşku, haz, huzur ve sevgi bulunmaktadır. Ayrıca mutluluk için önerilen tanımlardan bazıları şunlardır; “beklentiden ve ıstıraptan arınmak”, “olayların ve nesnelerin olumlu düzeninin bilincinde olmak”, “kişinin evrendeki ve toplumdaki yerini emniyete alması” ve “içsel huzur”. Mutluluk, uzun dönemli bir içsel duyguya, yaşamın iyi gittiğine dair bir anlayışa karşılık gelir. Korumaya çalıştığımız duygu, uçucu zevk duygusu değil, kalıcı olan bu duygudur.
Özkan ( 1999 ) ‘a göre günümüzün insanı mutluluğu, “ eğlenme ” ve “ iyi vakit geçirme ” olarak algılamaktadır. İnsanlar her ne kadar eğlenmekten zevk duysa da, bu durum insanların mutlu olduğuna işaret etmez. Mutluluk sorunsuz bir yaşam değil sorunlarla başa çıkabilme yeteneğidir. Mutluluk, sıradan insana göre üzüntü ve acılardan uzak olma durumudur ve mutluluk bir erdemdir. Ayrıca mutluluk insanın kendisiyle ve dış dünyayla barış içinde olmasından kaynaklanan bir iç huzur halidir.
Richard Stevens’a göre, mutluluğun üç temel içereni vardır:
1. İyi duygular ve olumlu bir ruh hali.
2. Yaşam ve canlılıkla dolu olmak.
3. Anlamlılık, yaşamınızla ilgili değerli seçimlerde bulunmak.

MUTLULUK AHLAKI

İnsan davranışlarının son gayesi olarak mutlu olmayı amaçlayan ahlak anlayışları Eudoimanist’tir.
Demokritos Eudoimanisme’in babası sayılır. Bu anlayışa göre. “ Bütün insanlar mutluluğu arzu eder. ” Ancak bu ahlak anlayışları, mutluluğun mahiyeti ve ona nasıl ulaşılacağı ve nasıl elde edileceği hususunda farklı görüşler ileri sürmüşlerdir.
Herakleitos ile Demokritos’a göre mutluluk, ruhta oluşacak ölçü, düzen, uyumda ortaya çıkar.
“Kendini bil” sözünü rehber edinen ve iyi bilgi ile ayrılaştıran ilkçağ filozofu Sokrates’e göre iyi olmak bilgili olmaktır. Çünkü bilgili olmak ruha fazilet ve mutluluk sağlar. Mutluluk ise ahlaklı olmaktır; mutluluğun temeli olan fazilette akıl bilgisinden başka bir şey değildir.
Platon’a göre ise “iyi” bilgi, haz, ölçülük, güzellik ve doğruluğun bir birleşimidir. İyi, aynı zamanda, faziletin, fazilette mutluluğun kaynağıdır.
Aristoteles’e göre insan davranışlarının gayesi, hayra, iyiliğe ulaşmak olduğuna göre en yüksek iyi de insanı mutluluğa götürür. Mutlu ve faziletli yaşamanın yolu da akla uygun yaşamaktan geçer.
Kynikler okulunun Atinalı Antistenes’e göre hayatın amacı mutluluktur. Fazilette en büyük yaşama gayesidir; çünkü fazilet, en yüksek ve biricik değerdir. En yüksek fazilet ise bilgidir; en kötü şey de hazdır. Mutluluğa ulaşmak için fazilet yeterlidir. Fazilet, aynı zamanda, tanrıya ulaşmanın da yoludur. Bu nedenle, bilgelik, insanı tanrıya dost yapar. Bilge kişide faziletli kişi, yani kendi kendine yeten kimsedir.
Epicuros ferdi mutluluk peşinde koşmuştur. Epikuros’a göre insanın son gayesi mutluluktur.
Stoalılar da ise iyi ve fazilet tabiata ve akla uygunluk yahut en yüksek iyi ve en yüksek gaye olan mutluluk tabiata uygun yaşamada bulunabilir. Stoalılara göre, yalnız fazilet iyidir. Mutlukta yalnız fazilette bulunur. Fazilette tabiata uyum içinde olmak veya tabiata uygun yaşamakla kazanılır. Bu okulda fazilet aynı zamanda, faydalı olanla eş tutulmuştur. Buna göre fazilet aynı zamanda faydalı olandır. Haz ise aşağılık, kaypak ve gelip-geçici bir değerdir. O halde mutlu olmak için fazilet yeterlidir ( Erdem, 2005 ).
Epictetos, “ Tanrı, bütün insanları mutlu olmaları için yaratmıştır. Talihleri ters gidiyorsa kendi yanlışları yüzündendir.” der. Montaigne ise daha öğreticidir. “ çağımızda yüzlerce çiftçi gördüm ki üniversite rektörlerinden daha bilge ve daha mutluydular. Ve ben daha çok onlara benzemek isterdim.” ( Montaigne, 1974 ).
İngiliz filozofu Herbert Spencer’ in tanımı fevkalade karışık konuyu basit bir şekle getirmiştir. Spencer’ e göre yaşam; iç ilişkilerin, dış ilişkilere devamlı bir şekilde uyum sağlama çabası içinde geçen zaman sürecidir. Mutluluğu ise, buna bağlı olarak; iç ilişkilerin, dış ilişkilere uyumu ne kadar mükemmel olursa yaşam o kadar mükemmel olur diyor. Böylece yaşamın mükemmelliği ile mutluluğu tanımlıyor.
Spinoza’ya göre mutluluk, insanları anlama ve onlarla bir olma çabasıyla yoğunlaşmış canlılık durumudur. Mutluluk, kendimiz ve dünyamızla kurduğumuz üretici ilişkinin varlığımıza yansımasıdır. Başka bir ifadeyle mutluluk, faaliyetlerimizle bütünleşmemizden kaynaklanan yüce bir duygudur. Spinoza’ya göre mutluluk erdemin mükafatı değil, erdemin ta kendisidir; tutkularımızı dizginlediğimiz için mutlu olduğumuzu ya da mutluluğun tadına vardığımız söylenemez; tersine mutluluktan büyük bir zevk duyduğumuz içindir ki, tutkularımızı dizginleyebiliyoruz. ( Fromm, 1995 )
Alain’e göre ise mutlu olmak, insanın başkalarına karşıda görevidir. Hatta Alain daha da ileri giderek, sadece mutlu insanların sevilebileceğini iddia eder.
Shad Helmstetter, mutluluğa daha değişik bir açıdan bakar. O, mutluluk konusunda şu üç net sonuca varmıştır:
1. Mutluluk bir tutumdur.
2. Mutluluk her zaman kişiye bağlıdır.
3. Mutluluk her an bir seçimdir.
Shad’a göre herkes mutlu olabilir, eğer isterse. Shad’a göre mutluluğu büyük ölçüde belirleyen programımızdır. Eğer herhangi bir konuda daha iyi bir tutuma sahip olmak istiyorsak, programımızı olumlu bir çizgide değiştirmek zorundayız ( Özkan, 1999 ).

MUTLULUK GÖRECELİDİR

İnsanoğlu tek tip bir eşya olmadığından, her birimiz ayrı şeylerle mutlu olur ayrı şeylerden haz alırız. Mutlu olmak için ulaşılmaz şeylerin bizi mutlu etmesi beklentisinden vazgeçtiğimizde, küçük şeylerden de mutlu olmayı öğrenebiliriz. Mutluluk öğrenilebilir. Hayat boyu sürekli değil de belirli kısa süreli bir alan içinde olabildiği gibi, hayatın her anında mutlu olanlarda vardır. En azından sahip olduklarımız ve yaşadığımız tüm güzellikler için şükretmeyi de bilmeliyiz. Her sabah yeni bir gün doğduğu için, güneş doğduğu için, iki gözü, iki eli olduğu için; kısacası birçok şey için şükretmekte insan için mutluluktur ( Yolak, 2006 ).
Mutluluk bir insanın dışsal dünyasındaki değerlerinin, içsel dünyası ile uyum halinde olması halidir. Mutluluğu herkes kendi çabası ile oluşturabilir. Herkes kendi mutluluğunun mimarıdır ( Benazus, 2004 ).
Ne olduğumuzu, nereye varmak istediğimizi biliyorsak, problemlerin üstesinden gelmek üzere verilen mücadelede mutluluktur. Dışarıda üşümüş, yorgun gelip evimize kanepeye oturup ayaklarımızı uzatmak da, dostlarla derin bir sohbet de mutluluktur. ( Yolak, 2006 )
Her mutluluk, onu yaşayan bireyin içsel dünyası ile oluşturduğu uyumlar demetidir. Dünya üzerinde birbirlerine tıpkı benzeyen iki insan nasıl yoksa, aynısı aynısına benzeyen iki mutlulukta yoktur ve olamaz. Mesela, koleksiyoncuyu pulları, avcıyı kekliği, güneş meraklısını kündesi, futbol meraklısını gol, boksörü yerini bulan bir aparkat mutlu edebilir. Yani herkes kendi koyduğu kaideleri ve bu kaidelerin coşturduğu duygularındaki uyuma göre mutlu olur.
Havyarın masasında öncelik olmasının, kendisine mutluluk vereceğine inanmış ya da inandırılmış kişi, aç insanın suya kanıp da yediği kuru ekmeğin tadını da, hazzını da, huzurunu da, mutluluğunu da anlayamaz. Hele hele yanında yağsız da olsa bir tas sıcak çorba da varsa, değmeyin keyfine gitsin.
Mutlu birey, inancını cesaretle uygulamaya koyabilen ve bunda da başarılı olan bireydir.
İnsanı mutlu kılan gerek yaptığı işlerdeki, gerekse yaşadığı hazlardaki emeği, yaratıcılığı ve başarısıdır ( Benazus, 2004 ).

ÇOCUK GİBİ DÜŞÜNEBİLMEK
O gün hava çok kötüydü. Durmadan gök gürlüyor, bardaktan boşanır gibi yağmur yağıyordu.
Küçük kız her sabah ki gibi kahvaltısını yapmış ve hergün yürüyerek gittiği okuluna doğru yola koyulmuştu...
Ancak gökyüzünde şimşekler birbiri ardına ve o kadar gürültüyle çakıyordu ki, küçük kızın annesi “yavrum bu havada yolda yürürken korkmasın!” diye telaşlandı...
Anne hemen yola koyuldu ve kızını aramaya başladı. Derken bir baktı, küçük kız az ilerde minik adımlarla yürüyor, ama ne zaman şimşek çaksa durup gökyüzüne bakıyor ve gülümsüyordu.
Annesi önce bir anlam veremedi ama kızının neden böyle yaptığını çok merak etmişti. Kızına iyice yaklaşınca sordu: “Yavrum hiç korkmadın mı bu havada yalnız yürümekten...?”
Hem ne zaman şimşek çaksa durup yukarı bakarak ve gülerek öyle ne yapıyorsun?
Küçük kız cevap verdi: “Gülümsüyorum çünkü Tanrı fotoğrafımı çekiyor...”

MUTLULUĞA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

1.KİŞİSEL DOYUM VE BAŞARI
Bir geçek vardır ki; mutlu insanlarda hayatlarının değişik dönemlerinde büyük güçlüklerle karşılaşmışlardır. Ne var ki onlar bu bunalımlı dönemlerini kendi lehlerine çevirmeyi bilmişlerdir. Hayatın önümüze çıkardığı problemleri doğru anlayabilirsek gücümüzü artırmış oluruz. Yoksa ömrümüzün sonuna kadar problemsiz ve düzgün bir hayat yaşayacağız diye bir garantimiz yoktur.
Mutluluk, hayatın değişik basamaklarından geçtikten sonra kazanılan bir ödüldür. Bu yüzden belirli tecrübe birikimi ve ruh olgunluğu şarttır. Yoksa insan kendiliğinden mutlu olmaz. Ancak ve ancak üretken ve çalışkan insanlar mutluğu hak ederler. Kişiliklerini geliştirmemiş, hayatı yan gelip yatmakla ibaret sayan insanlar en fazla kendilerini aldatırlar. ( Özkan, 1999 )
Mutluluğun engellerinden bir diğeri ise mutluluğu başarıyla eşit tutmaktır. Mutluluğun başarıyla eşit tutmanın yanlış olduğunu gösteren basit ve etkili iki yol vardır. Birincisi hangi düzeydeki başarının sizi mutlu kılacağını bir yere yazın. Örneğin, bir şirketin genel müdürü olmak mı? Şimdi kazandığınızın 3 katını kazanmak mı? Kendi şirketinizi kurmak mı? vs. İnsanlar onları mutlu edecek başarının tanımını yaptıkları anda, ne düzeyde başarı elde ederlerse etsinler, mutluluk seviyelerinde önemli bir fark olmayacağını anlamaya başlıyorlar. İkinci yol ise çok başarılı insanlarla konuşup, onların mutlu olup olmadıklarını öğrenmektir. ( Prager, 1998 )
Mutluluğu başarıyla eşit tutarsanız, hiçbir zaman sizi mutlu etmeye yetecek düzeyde başarı kazanamazsınız.
Başarının bazı türleri mutluluk getirebilir. Aşkta, insanlarla ilişkilerde, çocuk yetiştirmede, başkalarına olumlu katkıda bulunmada, derin duygular geliştirmede, olgunlaşmada, iyilik yapmada ve kendini tanımadaki başarılar mutluluk getirir (Prager,1998).
Her zaman elde edilen başarıdan daha fazlası elde edilebilir. Başarının mutluluğunuzu etkileyebilmesi için, “ şimdi başarılıyım ” diyebilmeniz gerekir.
Kişisel doyumu yüksek olan bireylerin mutluluk düzeyleri de yüksek çıkmıştır. En yüksek ilişki benliğe ilişkin doyum çıkmıştır ki bu sonuç insanların hayatlarında mutlu olabilmeleri için benlik saygılarının yüksek olması gerektiğini göstermektedir.

2. SOSYO-EKONOMİK DÜZEY

Yoksulluk kesinlikle çok kötü bir şeydir ve araştırmalar ortalama olarak daha varlıklı insanların kesinlikle yoksul insanlardan daha mutlu olduklarını göstermektedir. Para bir yerde belki de bir mutluluk sebebi olabilir. Ancak tek başına hiçbir şey ifade etmediği gibi hiçbir zaman da mutluluk için birinci etkende değildir.
Mutlulukta ölçü fazlalık değil, yeterliliktir. Birden fazla eve sahip olanın, tek bir gecekondu sahibinden, iki çift ayakkabı sahibi olanın, tek ve alt tarafı pençeli bir ayakkabısı olan daha mutlu olduğu veya olması gerektiği diye bir kayıt yoktur. Eğer böyle olsaydı, tüm zengin ve varlıklı kişilerin mutlu kişiler olması gerekirdi ki, bunu da çevremizi şöyle bir gözlemlediğimizde nasıl bir yanlış değerlendirme olduğunu anlarız. Örneğin geliriniz 500 ytl ve gideriniz 499 ytl ise mutlu olursunuz yalnız geliriniz 500 ytl ve gideriniz 501 ytl ise mutsuz olursunuz ( Benazus, 2004 ).
Cornell Üniversitesi, ekonomist Robert Frank, şu gözlemde bulunmaktadır: “ Mutsuz olan zengin insanlar vardır. Sürekli olarak mutlu olan yoksul insanlarda vardır. Ama eğer varlıklı ve mutsuz bir insansanız, parasız ve mutsuz olduğunuzdan daha mutlu olursunuz.”
Geçtiğimiz yarım yüzyılda gelir seviyesi endüstrileşmiş toplumlarda bir roket hızıyla yükselmesine rağmen mutluluk seviyesi sabit kaldı. İngiltere, 1960 yılında olduğundan 2 kat ve 2. dünya savaşına göre 3 kat daha zengin. Buna karşın klinik depresyon vakaları 2 kuşak öncesine göre büyük bir artış göstermiş durumda ve iki milyon insanın antidepresan kullandığı tahmin ediliyor. (Goggard, 2006)
BBC mutluluk uzmanı Richard Reeves’e göre; insanlar sürekli olarak, paranın mutluluk kaynağı olduğu üzerinde gerektiğinden fazla duruyor ve diğer önemli şeylerin mutluluğumuz üzerindeki önemini görmezden geliyor. Bu sayede de sistematik olarak mutluluklarını baltalayacak seçimlerde bulunuyorlar.
İngiliz ekonomisti Andrew Oswald ise; insanlar, x miktardaki bir paranın kendilerini mutlak anlamda mutlu edeceğini düşünme hatasını yaparlar. İnsanları mutlu eden şey bu para değil, paranın kendilerine sağlayacağı konumdur ifadesinde bulunur ( Kalafat, 1996 ).

3. YAŞ
Önceki araştırmalar genç insanların yaşlılara göre daha mutlu olduğunu göstermesine rağmen son zamanlarda yapılan çalışmalar mutluluk ile yaş arasında bir ilişki olmadığını göstermiştir ( Kalafat, 1996 ).
Yaşlı insanlar, genç insanlara göre yaşamlarından daha memnundurlar. Hastalık Denetimi ve Önlenmesi Merkezi tarafından yakın zamanda yapılan bir araştırma, 20-24 yaş arasındaki insanların kendilerini ayda 3.4 gün mutsuz hissederken, 65-74 yaş arasındaki insanların kendilerini ayda 2.3 gün mutsuz hissettiklerini belirlemiştir ( Hoggard, 2006 ).

4. İŞ
Yaşamımızın büyük bir kısmını işimizde geçiririz; bu nedenle de iş yaşamımızın mutluluğuz üzerinde büyük bir etkiye sahip olması kaçınılmazdır. Araştırmalar mutlu olan insanların işlerinde daha başarılı olduklarını kanıtlamaktadır. İşteki başarı; mutlulukta denk tutulamaz, ama o iş keyifli ve anlamlıysa mutluğun önemli bir kaynağı olabilir.
Tatmin edici bir iş hayatımıza belli bir yapı ve anlam kazandırabilir. Aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir canlanma sağlar.
Mutlu çalışanlar mutlu müşteriler yaratırlar; çünkü araştırmalar, mutluluğun gerçekten de verimliliği ve geliri artırdığını kanıtlamaktadır. Aynı zamanda mutlu insanlar işlerini kaytarmamakta ve işlerinden ayrılma eğiliminde almamaktadırlar ( Hoggard, 2006 ).
Cambell ve arkadaşları ise gelir farklılıkları kontrol edildiğinde bile işsiz kişilerin en mutsuz insanlar olduklarını saplamışlardır. ( Kalafat, 1996 ).

5. EĞİTİM
Eğitim ile mutluluk arasındaki bir ilişki olduğu saptanmıştır. Bununla birlikte gelir düzeyi gibi diğer değişkenlerle de etkileşim içinde olduğu belirlenmiştir ( Kalafat, 1996 ).
Son yıllarda mutluluğun öğrenilebilen bir kavram olduğu üzerinde durulmaktadır. Mutluluğun öğrenilen bir kavram olması mutluluğun okullarda ders olarak okutulmaya başlanması düşünülmektedir. İngiltere''nin Berkshire kentindeki Wellington Koleji, eylül ayından bu yana müfredatında mutluluk dersine yer veriyor. 14 - 16 yaş grubundaki öğrenciler haftada bir saat pozitif olma, hayattan keyif alma, güzellikleri fark edebilme sanatı üzerine dersler görüyor. Bu derslerde eski Yunan'dan bugüne mutluluk üzerine yoğunlaşan felsefi söylemler tartışılıyor, karakter canlandırmaları yapılıyor, yeteneklerin, duyguların ve enerjilerin paylaşımı derslerde önemli bir rol oynuyor. Bu dersler duygusal zekaya odaklanıyor. Mutluluk dersleriyle amaç genel beklentiler içine hapsolmamış, materyalist bakış açısından sıyrılmış, kendisiyle sorunlarını çözmüş ve ne istediğini bilen mutlu gençler yetiştirmek olarak açıklanıyor. Kolej, bu girişimden başarılı sonuç alınırsa mutluluk derslerinin tüm sınıflarda okutulmasını planlıyor.

6. EVLİLİK VE AİLE

Çoğu insan için karşı cinsten biriyle paylaşılan sevgi ilişkisi tarif edilemez bir mutluluk oluşturur. Bütün olası zorluklarına rağmen, bir erkek ve bir kadının evliliği yalnızlığa karşı en büyük ilaç, duygusal gelişmeye ve mutluluğa da en büyük kaynak olabilir. Mutluluk engeli sadece iki cins arasındaki farklılıklardan doğmaz; bu farklılıkların getirdiği çatışmalar da vardır ( Prager, 1998 ).
Karşılıklı sempatilerin, coşkuların, cinsel dürtülerin, bakar görmez depreşmelerin hüküm sürdüğü ilk günlerin toz pembe bulutların, yerine daha gerçekçi ve güncel yaşamın monotonlaşan gerçekler içinde bir yere oturtmaya başladığında, insanoğlunun bu gerçeklere göstereceği duygusal ve mantıksal uyum o bireyin mutluluğunun veya mutsuzluğunun yaşamına yansıyan haritasını çizecektir.
Her yerde ve her ortamda “ ben” ön plandadır. Bu durumda her iki bireyin ben ve benim diye dayatacağı bir hayatın devamlılığında, eğer taraflar karşılıklı fedakarlıklar içine girmezler veya girmeyi beceremezlerse, bu beraberliğin sonunun hüsran ve mutsuzluk olması doğaldır. (Benazus, 2004)
Ulusal görüşleri araştırma merkezi 35000 Amerikalı üzerinde son 30 yıldır yaptığı araştırma, evli çiftlerin %40’ının kendilerini “ çok mutlu ” olarak tanımladıklarını ve evli olmayan insanların yalnızca %23’ünün bunu söylediğini göstermektedir. Araştırmalar, “ pek mutlu olmayan ” evlilikleri olan insanların mutluluk seviyelerinin, evlenmemiş ya da boşanmış olan insanlardan daha düşük olduğunu göstermektedir.
Uluslar arası araştırma verileri, mutluluğa en fazla zarar veren şeylerin sırasıyla ayrılık, boşanma ve işsiz kalma olduğunu göstermektedir ( Hoggard, 2006 ).

7. SOSYAL İLİŞKİ
Dışa dönük insanların içe dönük insanlara göre daha mutlu olduğu görülmektedir.
2002 yılında, psikologlar Ed Diener ve Martin Seligman tarafından İllinois Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, mutluluk düzeyi en yüksek ve depresyon seviyesi en düşük düzeyde olan öğrencilerin en üst grubunu oluşturan %10luk kısmının en belirgin özelliklerinin aileleri ve arkadaşları ile güçlü bağlar kurmaları ve birlikte zaman geçirmeleri olduğunu göstermektedir. Diener, “ Bu bilginin mutlaka yayılması gerekiyor ” demektedir. Ayrıca sosyal beceriler üzerinde çalışmak, yakın kişisel ilişkiler kurmak ve sosyal bir desteğe sahip olmak mutlu olmak için çok büyük bir önem taşımaktadır ( Hoggard, 2006).

8. SAĞLIK VE BESİNLER
Mutluluğa varmak için seçilen yol hangisi olursa olsun bunların içinde sağlık her zaman ön planda yer almaktadır. Neşe çoğu zaman sağlıklı bir yaşamın dışa yansıyan görüntüsü ve mutluluk için en vazgeçilmezidir.
Bugün artık kanıtlanmıştır ki, birçok hastalığın, depresyonun, stresin, ülserin sebebi ne mikroplar, ne yenen yemekler ve hatta ne içilen sular… Esas sebep elinde olsun olmasın bireyi için için yiyen huzursuzluklardır.
Mutluluk için rahat bir döşek kadar, o döşek üzerinde yatacak sağlıklı bir vücuda, huzur dolu bir ruh yapısına gereksinim vardır. Bir baş ağrısı da, bir bel tutulması da, bir kum sancısı da; kralda da kulda da aynı şekilde seyreder, aynı etkileri yapar. Mutluluk tıpkı bunun gibidir. Krala bir başka yoldan kula bir başka yoldan da gelse, eninde sonunda aynı limanda gerçekçi ortamına kavuşacaktır. (Benazus, 2004)
Anksiyete veya stres yaşadığımız zamanlarda mutluluk kaybolur. Böyle olumsuz duygular kendimizi kederli hissetmemize neden olur. Mutluluk hafiflik, coşku ve yenilenen bir enerji sağlar. Fiziksel bedende iyilik duygusunu canlandırır ve ruhu yüceltir. Sağlık, kendimiz ve başkaları hakkında olumlu ve faydalı düşünceler yaratmakla sağlanır.
Stresli insanlar sakin insanlara göre gribe iki kat daha fazla oranda yakalanmakta; astım, ülser, kalp hastalıklarına yakalanma riski artmaktadır. Depresyon kansere zemin hazırlamaktadır. Ayrıca hisleriyle dürüst yaşamayı bilenlerde iyileşme oranını arttırmaktadır. Yaşama sevinci, neşesi yerinde olanlar, problemleri hakkında konuşan ve kabul eden insanlar, diğerlerine göre daha fazla yaşamaktadırlar. ( Yolak, 2006 )
Besinlerin mutluluğumuz üzerindeki etkileri, “ beyin kimyası” olarak adlanırılabilir. Beynimizdeki nöronları birleştiren kimyasallar ruh halimizi etkileyebilir ve bu kimyasallar da yediğimiz besinler tarafından etkilenmektedirler ( Hoggard, 2006 ).
Uzmanlar mutluluk verici ve enerji dolu besinlerin ihmal edilmemesini, zaman zaman tüketilmelerini tavsiye ediyorlar.
Diyetisyen Selahattin Dönmez, temel ihtiyaç olan besinlerin, karnı doyurma işleminin dışında vücuda yararlı etkileri olduğunu vurgulayarak, birçok besinin mideyi olduğu kadar ruhu ve libidoyu da besleyerek, vücutta bir takım afrodizyak etkiler gösterdiğini söyledi

9. YAŞAM OLAYLARI
Yaşam olayları ile mutluluk arasında orta düzeyde bir ilişki olduğu görülmektedir. Yapılan araştırmalar, güzel olayların olumlu duygulanım, kötü olayların olumsuz duygulanım ile ilişkili olduğunu göstermiştir.
Sağlıklı bir insan için bir kalp hastalığı başlı başına bir endişe ve mutsuzluk sebebidir. Fakat bir kalp hastası için geçirdiği by-pass ameliyatının sonrası bir mutluluk sürecidir.

MUTLULUK BİR SEÇİM MİDİR?

Mutluluk ve mutsuzluk bir seçimdir. Seçimlerimiz ve tutumlarımız bize bağlıdır. Bazı insanlar mutluluklarının başkalarının elinde olduğuna inanırlar. Oysa mutluluk bir yaşama hakkıdır. Ona sahip olmak ya da olmamak bizim elimizdedir.
Sabah uyandığınızda, gün sizin gerçeğinizdir. Bu gerçekle ne yaşamayı düşünüyorsunuz? Günün ilk dakikaları ne kadar da yaşam doludur. Aynaya bakın bugün nasıl bir gün olacak? Kararınızı veriniz. Aynada iki kişi görüyorsunuz. Birincisi mutsuz ve kaygılı, ikincisi ise kendine güveni tam bir birey. İçinizdeki savaşı hangi yüzünüz kazanacak?
Mutsuzluğu aşmanın tümüyle size bağlı olduğunu, sizin izniniz olmadan kimsenin sizi mutsuz edemez, yine sizin izniniz olmadan kimsenin sizi yalnız bırakamaz ve sizin izniniz olmadan kimse sizi düş kırıklığına uğratamaz ( Maltz ve Barker, 1995 ). Ne kadar mutsuz olacağımıza kendimiz karar veririz.
Joseph Telushkin buz gibi bir kış gecesi konferans vereceği yere otomobiliyle giderken, lastiği patlamış. Bir çekici çağıracağı vakti olmadığı için, soğuktan titreyerek lastiği değiştirmeye çalışmış, ama başaramamış.
Joseph önemli bir konferansı kaçırmış, bekleyenleri hayal kırıklığına uğratmış, para kaybı olmuş ve berbat bir gece yaşamış. Ne var ki onunla ertesi gün konuştuğum zaman, başına gelenler yüzünden mutsuz olmadığını öğrendim.
“ Hepimizin hayatında bir lastik patladı kotası olduğuna inanıyorum. ” dedi bana. “ Bugüne kadar benim hiç lastiğim patlamamıştı. ”
Başına böyle bir şey gelen çoğu insan Joseph’ten daha çok mutsuz olurdu. Peki, neden o daha çok mutsuz olmadı? Çünkü Joseph’e bir bakış açısı kazandıran bir hayat felsefesi vardır.
Bir şeyin bizi ne kadar mutsuz edeceğine kendimiz karar veririz. Olaylara göstereceğimiz duygusal tepkiyi kendimizin saptayacağını kabullenmek çoğu insana zor gelir. Çok kimse olayların onları mutsuz ettiğini, mutluluk düzeylerinin başlarına gelen olaylara bağlı olduğunu düşünür. Ama bu doğru değildir.
Örneğin iki insan düşünün; ikisi de içinde kredi kartları, ehliyetleri, paraları ve önemli makbuzları olan cüzdanları kaybediyorlar. Bunlardan biri tam bir hafta boyunca büyük bir üzüntü duyuyor. Diğeri ise sadece bir gün üzülüyor. Kaybolan cüzdanın her, ikisi içinde aynı derecede önemli olduğunu varsayarsak neden bu olay birine diğerinden daha çok üzüntü vermiş olabilir? Çünkü, o kişi böyle olmasına izin vermiştir. Mutsuz olmasına izin verişi de, başına gelen olayla ilgili bir bakış açısı olmayışındandır.
Çoğu kez bir insanın mutluluk düzeyini belirleyen şey o kişinin tavrı ve hayat felsefesidir. Mutluluğumuz günün olaylarına ve bunların yol açtığı anlık duygulara bağlı olarak iner veya çıkar ( Prager, 1998 ).
Hepimiz, tıpkı merkezi ısıtma sistemlerinde olduğu gibi birer mutluluk “ ayar düğmesi ” ne sahipmişiz gibi görünmektedir. Bunun bir kısmı genetik olarak bizlere miras kalmıştır, ama aynı zamanda yaşamımızın ilk 5 yılında neler olduğu ile de yakından ilişkilidir. Örneğin, güvenli ve sabit bir aile yaşamı, bu ayar düğmesini güçlendirebilirken, sabit olmayan ve güvensiz bir ayar düğmesi bu durumu olumsuz etkiler. Bu nedenle, hayatımızda iyi, kötü, harikulade ya da berbat, ne olursa olsun, bir süre sonra kendi ayarladığımız duruma geri döneriz. Psikologlar, kısa dönemler içinde mutluluk düzeyimizde inişler ve çıkışlar yaşanmasına karşın, uzun dönemde daima bir denge durumuna geri dönüldüğünü gözlemlemektedirler.
Genetik mirasımıza ve çocukluğumuzdaki çevresel etmenlere bağlı olan mutluluk kapasitemizin yalnızca %50si önceden belirlenmiştir. Bu nedenle iyi haber şudur ki, hepimizin mutluluk düzeyini artırmamız için bir şansımız ve seçeneğimiz bulunmaktadır. Boyumuzun uzunluğu ve gözümüzün rengi gibi kesin ve değiştirilemez diğer genetik miraslarımızdan farklı olarak, mutluluk düzeyimiz son derece değiştirilebilir bir şeydir ( Hoggard, 2006 ).

MUTLU OLMANIN YOLLARI

Mutluluk belki sanatların en zoru olduğu halde, insanlar burada neredeyse her şeyi şansa ve rastlantıya bırakırlar, mutlu olabilmek için nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmeyi pek akıllarından geçirmezler. “Armut piş, ağzıma düş” misali mutluluğu hep dış şartlardan beklerler. Oysa insan kendi mutluluğunu kendi elleriyle yaratmak zorundadır; ancak bunun yol ve yordamını öğrenmesi ve başka her işte olduğu gibi mutlu olmayı tutkuyla istemesi, ayrıca gereken çabayı göstermesi de şarttır ( Fromm, 1995 ).
Mutluluk için herkese uyan tek bir evrensel formül bulunmamaktadır. Çoğumuz mutlu olmanın yollarını merak ederiz. Bazımız onu içimizde ararken, bazılarımız uzaklarda arar.
Ama yine de neşenizi ve mutluluğunuzu artırmak için yapabileceğiniz birçok şey bulunmaktadır.
Unutmayın, mutluluk herkes için iyidir, bu nedenle onu önceliğiniz haline getirmekten utanmayın. Fakat mutluluğu bulmak bir yarışma ya da mücadele değildir. Gerçek mutluluk kendi çıtanızı yükseltmektir; kendi çıtanızın yüksekliğini diğerleriyle kıyaslamak değil. Neşe dolu ve mutlu bir yaşam, kişisel olarak yarattığınız bir şeydir, bir tarife uygun olarak hazırladığınız bir şey değil ( Hoggard, 2006 ).
Mutlu ve verimli yaşamanın yedi yolu:
1. Bağımlılıklardan kurtulmak.
2. Şimdi ve burada ilkesini yaşamak.
3. Hayatın akışına uymak.
4. İkiliği/dualiteyi aşmak.
5. Olumlu düşünmek.
6. İletişim kurabilmek.
7. Sevginin gücünü hissetmek. (Özkan,1999)

1.BAĞIMLILIKLARDAN KURTULMAK VE ÖZGÜRLÜĞÜ KAZANMAK

Eğer bir insan, bir işi yapmadan duramıyorsa, bir nesneyi almadan rahat edemiyorsa, bir olayı yaşamadan yerinde oturamıyorsa bağımlılığın kucağına düşmüş demektir. Bu kişiyi özgür insan olarak göremeyiz. Ama bu duygularından vazgeçebiliyorsa, vazgeçme gücünü kendinde görebiliyorsa o artık bağımlı değildir.
İstekler doyurulmazsa bağımlılık, negatif duygular üretir. Bir insan mutlu olmak için, illa da başkalarına bağımlı olmak zorunda değildir.
Her bağımlılık mutluluğu azaltır. Bizi başkalarıyla duygusal bir mücadele içine sokar, algılama gücümüzü azaltır. Oysa bu bağımlılıklardan kurtulan insanlar artık ayrıntılarla vakit kaybetmezler daha az alıngan olurlar ve ön yargıların pençesinden kurtulurlar.

Ernie E. Zelinski’ye göre mutluluk için;
1. Doyum sağlayacak kadar bir amaç,
2. Geçinebilecek kadar bir iş,
3. Temel ihtiyaçlara yetecek kadar zenginlik,
4. İş ve eğlenceyi sağlayacak kadar bir akıl,
5. Birçok insanı beğenecek, bunlardan birazını sevecek kadar şefkat,
6. Kendini sevecek kadar özsaygı,
7. Muhtaç olanlar verecek kadar iyilik duygusu,
8. Zorluklarla yüzyüze kalacak kadar cesaret,
9. Sorunları çözecek kadar yaratıcılık,
10. Her an gülecek kadar mizah duygusu,
11. İyi bir yarın bekleyecek kadar umut,
12. Hayatı bütün değerleri yaşayacak kadar sağlık,
13. Sahip oldukları için şükran duygusu yeterlidir ( Yolak, 2006 ).




17/4/2009

feleğe dayandım gülüm...


Öldümde Uyandım Gülüm - Mematinin Dinlediği şarkı - Bakterim.com - Celebrity bloopers here

24/3/2009

son öpücük..(aslı güngör)